CEMO Center - Paris tarafından yayınlandı
ad a b
ad ad ad

Arap dünyasında geçen hafta: Türkiye Katar'ı koruyamaz

Salı 28.Ocak.2020 - 04:06 ÖS
Referans Paris
طباعة
Bir göre gazeteduvar

Türkiye’nin Katar’da yeni bir askeri üs kuracağına dair Türk basınında çıkan haberler, Arap Dünyası’nda ciddi bir yankı uyandırdı. Özellikle de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gazeteleri Katar’a ateş püskürdü.

Katar’a iki yıldan fazladır ambargo uygulayan Körfez Arap ülkeleri, Türkiye’nin Katar’da asker bulundurmasını kendi güvenlikleri açısında bir tehdit olarak görüyor. Ancak yorumlar arasında “Katar’daki Türk askeri üssünün Katar’ı koruyabilecek kapasiteye sahip olmadığı” ifade ediliyor.

İngiltere’nin temmuz ayının başlarında alıkoyduğu ve Suriye’ye giden İran petrol tankerini serbest bırakılması, bu hafta Arap Dünyası açısından en önemli gelişmelerden birisiydi. Söz konusu gelişme Arap basınında “İran’ın diplomatik zaferi” olarak görülse de, İran’a yönelik savaş riskinin hala devam ettiği belirtiliyor.

Suriye Ordusu’nun İdlib’teki ilerleyişi, haftanın bir diğer önemli gelişmesiydi. Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulmasına dair ABD ve Türkiye arasında varılan mutabakat da Ortadoğu gündeminin ön sıralarında yer almaya devam ediyor.



‘TÜRKİYE KATAR’I KORUYAMAZ’

“Arkanızda deniz, önünüzde düşman. Bu cümle, Tarık Bin Ziyad’ın Endülüs’ü fethettiği zaman sarf ettiği meşhur söz değil. Aksine, Katar’da inşa edilen askeri üssü denetleyen Türk generalin söylediği sözlerdir. Çok açıktır ki, buradaki düşman Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleridir. Arkasında da sadece Körfez Denizi var.

Türk üssü küçük bir korkuluktan ibarettir. Asker sayısı 2 bin askeri geçmeyebilir. Ayrıca Türkiye, Katar’ı kritik zamanda koruyabilecek büyüklükte bir devlet değildir. O, bölgede büyük bir askeri lojistik desteğe de sahip değil. Körfez sularında askeri gemileri yok. İran ve Irak’ın onayını almadan hava desteği de gönderemez. Karadan bir koridora da sahip değil. Dolayısıyla bu üssün bir önemi yok. Ancak Türkiye ileride bir savaşta Körfez ülkelerine karşı İran’la ittifak kurarsa bunun bir anlamı olur. Ancak Katar’daki iki Amerikan üssünün varlığı da bunu imkânsız kılıyor.

Söz konusu üslerde bulunan ve bölgedeki savaşları yöneten Amerikalılara nazaran oradaki Türk varlığı siyasi bir dekordur ve Katarlılar için bir yük oluşturmaktadır. Zira maliyetli bir ittifaktır.” (Abdurrahman Raşid / Suudi Şark’ül Evsat gazetesi)



‘KATAR KENDİ EGEMENLİĞİNİ HİÇE SAYIYOR’

“Katar her geçen gün, dört Körfez ülkesinin onu Körfez ve Arap dünyası için bir tehdit olarak nitelendirme kararını haklı çıkarmaktadır. Her gün gördüğümüz gerçekler bunu teyit etmektedir. Doha, kapılarını daha fazla yabancı askere açmaya devam ediyor. Ankara’nın son olarak Doha’da yeni bir askeri üs daha inşa etme kararı, Katar’ın bu tarz yabancı askeri üslerin Körfez Arap bölgesi için yarattığı tehditleri önemsemediğini gösteriyor. Özellikle de Türkiye’deki rejim bölgedeki bazı ülkelere yönelik düşmanca bir tutum benimsemektedir.

Katar’ın Türkiye’ye toprakları üzerinde yeni bir askeri üs inşa etmesine izin verme kararı, Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığını arttırmaya niyetli olduğunun göstergesidir. Türk askerlerinin sayısının artması, Türkiye’nin siyasi ve askeri açıdan nüfuzunun artması demektir, bu da bölgedeki bütün ülkeler için bir tehdit oluşturmaktadır.

Gözlemcilere göre, Katar’daki Türk askeri varlığı, dünyadaki en küçük ordulardan birine sahip olan Katar rejiminin korunmasına yardım etmeyi amaçlamaktadır. Son yıllarda Katar ve Ankara arasında imzalana askeri anlaşmalar, Katar’ın kendi egemenliğini hesaba katmadığını gösteriyor. Zira bu egemenlik, Türk askeri varlığının gölgesinde kaybolmaktadır.” (BAE El Haliç gazetesi)



‘SURİYE ORDUSUNUN İDLİB İLERLEYİŞİ NE ANLAMA GELİYOR?’

“Rus yönetimi tutumunu netleştirdi ve Suriye ordusunun İdlib’i geri almak için ortaya koyduğu stratejisini bütün ağırlığıyla destekleme kararı aldı. Rusya’nın bu tutumunun arkasında üç ana sebep yatmaktadır.

Bunlardan ilki, Heyet Tahrir el Şam’ın bir süre önce Lazkiye’deki Rus Hımeymim hava üssünü insansız hava uçakları ile vurması. İkincisi ise, Türkiye’nin Heyet Tahrir el Şam konusunda verdiği taahhütleri yerine getirmesi için yürütülen görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması.

Üçüncü sebep ise, Soçi’de oluşturulması kararlaştırılan Anayasa Komitesi’nin çalışmalarını tamamlamaya yaklaşması ve Rusya’nın bundan önce İdlib engelini ortadan kaldırmak istemesi.

Heyet Tahrir el Şam militanlarının Sukhoi-22 savaş uçağını İdlib’te düşürmesi ve pilotunun esir alınması, son günlerdeki en dikkat çekici ve önemli gelişme oldu. Zira şu ana kadar bu uçağın nasıl ve hangi tür silah veya füzeyle düşürüldüğü netleşmemiştir.

Rusya ve Suriye, bu uçak düşürme olayının arkasında Türkiye ve Katar olması ihtimalinden endişe etmektedir. Zira eğer öyle bir durumun doğru çıkması halinde bu, bir dönüm noktası olacak ve bütün kağıtların tekrar karılmasını beraberinde getirecektir.” (Rai Al Youm gazetesi)


‘GÜVENLİ BÖLGE’YE DAİR SORU İŞARETLERİ’

“Güvenli Bölge ile ilgili anlaşma, sorulara cevap vermekten çok soru işaretleri yaratmaktadır.

Türkiye ve Amerika’nın konuyla ilgili beyanlarında, yüz binlerce Suriyelinin Türkiye’den Fırat’ın doğusuna geri dönmesinden bahsediliyor. Bu da geri dönecek olan Suriyeliler ’in kimlikleri, sayıları, hangi bölgelere dönecekleri, yerleşecekleri bölgelerin kendi bölgeleri mi yoksa başa bölgeler mi olacağına dair soru işaretleri yaratmaktadır. Bu konu bütün taraflar için ciddi önem arz etmekte ve takip edilmektedir.

Türkiye’nin bu konudaki hedefi, göç etmiş mültecilerin vatanlarına geri dönmesinin insani boyutlarıyla ilgili değil. Türkiye sürekli olarak Kürtler’in bölgede demografik yapıyı değiştirmesinden bahsediyor. Ancak Afrin ve Cerablus’taki Türkiye tecrübesi, Türkiye’nin oradaki demografik yapıyı Türkmenler ve kendisine bağlı Araplar lehine değiştirme niyetini yansıtıyor. Türkiye işte bu şekilde Fırat’ın doğusunda nüfus yapısıyla oynamaya çalışacak.” (Muhammed Nureddin / BAE El Haliç gazetesi)

‘İRAN’A YÖNELİK SAVAŞ İHTİMALİ DEVAM EDİYOR’

“Bölgede İran’la herhangi bir savaş ihtimali henüz tam olarak yok olmadı. Bu savaşın çıkma olasılığı bugüne kadar devam ediyor. Hem de dört hafta önce bir İngiliz gemisinin alıkonmasından sonraki durgunluğa rağmen.

İngilizler durumu büyük bir sükûnet içinde düzeltmeye çalışıyor. Ve bu konuda büyük bir diplomatik yeteneğe sahipler. İranlılar sabretmeyi onlardan öğrendi. Bunun haricinde bazı içişleriyle ilgili meseleler ve Avrupa Birliği ile ilişkiler (Brexit veya erken seçim yapılması ihtimali gibi) İngilizler için önem açısından daha ön sıralarda geliyor.

Eğer Londra Cebelitarık’ta alıkonulan İran gemisine karşı kendi gemisini kurtarma için bir anlaşmaya vardıysa, bu Britanya’nın içindeki baskı sonucunda gelmiştir.” (Faris Bin Hazem / Suudi El Hayat gazetesi)



‘İRAN’IN DİPLOMATİK KAZANIMLARI’

“Ağustos ayında olup bitenleri, İran’ın diplomatik zaferleri olarak nitelendirebiliriz. İran, diplomatik müzakereler konusunda dünyada en güçlü ülkeler arasında girdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Cebelitarık Boğazı’nda alıkonulan İran petrol tankeri Grace 1’in serbest bırakılmasını önleme girişimleri ve hatta bu tankerin kendisine teslim edilmesine rağmen, tanker serbest bırakıldı. Hem de İran’ın herhangi bir tavizi olmadan. Aksine bu gelişmeye paralel olarak, İran yönetiminin üslubu giderek sertleşiyor. İran yönetimi, herhangi bir hamleyi karşılıksız bırakmama yönünde bir strateji izledi. İlk önce nükleer anlaşmadan kaynaklanan gerekliliklerin yerine getirilmesiyle alakalı adımlar geldi, ardından ABD insansız hava uçağının düşürülmesi ve en son İran’ın petrol tankerinin alıkonulması karşısında bir İngiliz tankerinin alıkonulması şeklindeki adımlar atıldı.

"